Matbaadan önce kitap, bugün alıştığımız birkaç yüz sayfalık bir eserden çok daha farklı bir dünyaya aitti. Bir kitabın ortaya çıkması için kâğıt veya parşömen hazırlanıyor, sayfalar ölçülüyor, satırlar çiziliyor ve metin çoğu zaman bir kâtip tarafından harf harf elle yazılıyordu. Daha sonra süslemeler, resimler, başlıklar ve ciltleme gibi aşamalar geliyordu. Bu nedenle bir kitabın hazırlanması ciddi miktarda zaman ve emek gerektirebiliyordu.
Bugün bir kitabı internetten saniyeler içinde sipariş edebiliyor, hatta aynı eserin dijital kopyasına birkaç saniyede ulaşabiliyoruz.
Peki bundan yüzlerce yıl önce aynı kitabı okumak isteyen insanlar ne yapıyordu?
Kitabı yeniden yazdırmak zorundaydılar.
Ve bu, tahmin edilenden çok daha zahmetli bir süreçti.
Kitap Her Zaman Bugünkü Gibi Değildi
Bugün “kitap” dediğimizde aklımıza birbirine dikilmiş veya yapıştırılmış sayfalardan oluşan bir eser geliyor.
Ancak kitap tarihi çok daha eskiye uzanıyor.
Antik dünyada metinler çoğunlukla papirüs ruloları üzerinde bulunuyordu. Zaman içerisinde rulo biçimindeki eserlerin yerini, sayfaların bir araya getirildiği kodeks adı verilen kitap biçimi almaya başladı.
British Library’ye göre MS’in ilk yüzyıllarında papirüs rulolarından kodekslere geçiş yaşandı ve parşömen giderek önemli bir yazı malzemesi hâline geldi.
Yani bugünkü kitabın ortaya çıkışı da bir anda gerçekleşmedi.
Kitabın kendisi bile yüzyıllar boyunca değişti.
Bir Kitap Yapmak Nereden Başlıyordu?
Bir el yazması kitabın ortaya çıkması için öncelikle yazılacak yüzeyin hazırlanması gerekiyordu.
Avrupa’nın Orta Çağ’ında önemli malzemelerden biri parşömendi.
Parşömen, hayvan derisinin işlenmesiyle hazırlanıyordu. Deri temizleniyor, kurutuluyor, uygun boyutlarda kesiliyor ve daha sonra sayfalar hâline getiriliyordu. Sayfalar bir araya getirilerek kitabın temel yapısı oluşturuluyordu.
İslam dünyasında ise kâğıt kullanımı kitap kültürünün gelişiminde önemli bir rol oynadı.
Kâğıt üretiminde bitki liflerinden ve özellikle bez parçalarından yararlanılıyordu. Met Museum’un aktardığına göre İslam dünyasındaki bazı kâğıt üretim süreçlerinde keten ve kenevir bezleri kullanılıyor, bunlar işlenerek hamur hâline getiriliyor ve kalıplarla sayfalara dönüştürülüyordu.
Bu noktadan sonra sıra yazıya geliyordu.
Kâtipler Bir Kitabı Baştan Sona Yazıyordu
Bugün bir metni kopyalamak için “kopyala-yapıştır” yapabiliyoruz.
Matbaadan önce böyle bir seçenek yoktu.
Bir kitabın başka bir nüshasının oluşturulması gerekiyorsa kâtip metni elle yeniden yazıyordu.
Satırlar düzgün olsun diye sayfa önceden çiziliyor, mürekkep hazırlanıyor ve uygun kalemler kullanılıyordu. Daha sonra metin satır satır kopyalanıyordu.
Üstelik iş yalnızca yazmakla bitmiyordu.
Bazı kitaplarda farklı kişiler farklı görevler üstleniyordu:
- Kâğıt veya parşömen hazırlayanlar
- Metni yazan kâtipler
- Sayfaları süsleyen sanatçılar
- Minyatür yapan ressamlar
- Baş harfleri ve süslemeleri hazırlayan ustalar
- Kitabı ciltleyen zanaatkârlar
Özellikle gösterişli el yazması eserlerde kitap üretimi adeta küçük bir atölye çalışmasına dönüşüyordu.
Bir Kitabın Sadece Yazılması Yetmiyordu
Bazı el yazması kitaplar yalnızca metinlerden oluşmuyordu.
Sayfaların kenarlarında süslemeler bulunabiliyor, büyük harfler farklı renklerle hazırlanabiliyor ve metni açıklayan resimler eklenebiliyordu.
Bu eserler bugün tezhipli, resimli veya minyatürlü el yazmaları olarak büyük bir sanat ve kültür mirası oluşturuyor.
Avrupa’daki “illuminated manuscripts” olarak adlandırılan eserlerde de yazı, süsleme ve resim bir arada kullanılıyordu. Metropolitan Museum of Art, bu eserlerin üretiminde parşömen ustasından kâtibe ve süsleme sanatçısına kadar farklı kişilerin rol alabildiğini belirtiyor.
Dolayısıyla bazı eski kitaplara yalnızca “kitap” demek aslında eksik kalıyor.
Onlar aynı zamanda sanat eserleriydi.
Bir Kitabı Okumak Neden Zordu?
Asıl mesele yalnızca kitabın hazırlanmasının uzun sürmesi değildi.
Kitaba ulaşmak da zordu.
Çünkü bir eserin birkaç farklı nüshası bulunabiliyordu ve bunların her biri elle hazırlanmıştı.
Bir kişinin belirli bir kitabı okumak istemesi durumunda:
Kitabı satın almak, bir kâtibe kopyalatmak, bir kütüphanede bulmak veya mevcut nüshaya erişmek gerekiyordu.
Bugünkü gibi aynı kitabın binlerce kopyasının aynı anda raflarda bulunması mümkün değildi.
Bu nedenle kitaplar özellikle değerli eserlerdi.
Metropolitan Museum of Art, matbaanın ortaya çıkmasından önce kitapların el yapımı nesneler olduğunu ve üretimlerinin yoğun emek gerektirdiğini belirtiyor.
Kitaplar Neden Bu Kadar Pahalıydı?
Bugün bir kitabın fiyatını belirleyen birçok faktör var.
Ancak matbaa öncesi dönemde fiyatın önemli bir kısmını doğrudan üretim emeği oluşturuyordu.
Bir kitabın:
- yazılması,
- düzeltilmesi,
- süslenmesi,
- resimlendirilmesi,
- ciltlenmesi
için farklı zanaatkârların çalışması gerekebiliyordu.
Özellikle kaliteli parşömen, özel mürekkepler, altın veya değerli pigmentler kullanılan eserler oldukça maliyetli olabiliyordu.
Bu nedenle kitap sahibi olmak aynı zamanda belirli bir ekonomik güce sahip olmayı gerektirebiliyordu.
Herkes Kitap Sahibi Olabilir miydi?
Hayır, fakat burada da dönem ve bölgeye göre büyük farklılıklar vardı.
Bazı manastırlar ve dini kurumlar önemli kütüphanelere sahipti. Saraylar ve varlıklı kişiler de özel koleksiyonlar oluşturabiliyordu.
Örneğin Met Museum, Orta Çağ’daki manastır kütüphanelerinin yalnızca dini metinleri değil, Yunan ve Roma yazarlarına ait edebi, bilimsel ve felsefi eserleri de barındırabildiğini aktarıyor.
Zaman içerisinde şehirlerin ve üniversitelerin gelişmesiyle kitap üretimi de daha profesyonel bir yapıya kavuştu.
- yüzyıldan itibaren Avrupa’nın bazı şehirlerinde kitap üretiminin farklı aşamalarını organize eden kitap satıcıları ve zanaatkârlar daha görünür hâle geldi. Paris bunun önemli merkezlerinden biriydi.
Yani kitap kültürü yalnızca manastırların içinde kalan bir faaliyet değildi.
Şehirler büyüdükçe kitap üretimi de değişiyordu.
İslam Dünyasında Kitap Kültürü
Matbaa öncesi kitap tarihini yalnızca Avrupa üzerinden düşünmek büyük bir eksiklik olur.
İslam dünyasında da yazma eser kültürü son derece gelişmişti.
Kur’an nüshaları, hadis kitapları, tarih eserleri, tıp kitapları, matematik çalışmaları, şiirler ve edebi eserler farklı merkezlerde kopyalanıyor, süsleniyor ve kütüphanelerde korunuyordu.
Kitap üretimi aynı zamanda hat sanatı, tezhip, ciltçilik ve kâğıt üretimi gibi sanat ve zanaatların gelişmesine katkıda bulundu.
Özellikle saray ve seçkin çevrelerin desteklediği kitap atölyelerinde eserlerin hazırlanması için farklı uzmanlar bir araya gelebiliyordu.
Bu nedenle kitap tarihi aynı zamanda sanat, bilim, eğitim ve kültür tarihidir.
Bir Kitabın Hatalı Kopyalanma İhtimali Var mıydı?
Evet.
Elle kopyalama, doğal olarak hata riskini beraberinde getiriyordu.
Bir kâtip bir kelimeyi yanlış yazabilir, bir satırı atlayabilir veya önceki nüshadaki bir hatayı yeni nüshaya aktarabilirdi.
Bu nedenle bazı eski metinlerin farklı nüshaları karşılaştırılarak incelenmesi bugün tarihçiler ve filologlar için son derece önemlidir.
Bir eserin farklı el yazmaları arasındaki değişiklikler, metnin tarih boyunca nasıl aktarıldığını anlamamıza yardımcı olabilir.
Başka bir deyişle:
Her el yazması yalnızca bir kitap değil, aynı zamanda o kitabın tarih boyunca geçirdiği yolculuğun bir kaydıdır.
Gutenberg Her Şeyi Bir Anda Değiştirdi mi?
- yüzyılda Avrupa’da hareketli metal harflerle baskı teknolojisinin yaygınlaşması kitap tarihinin önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Johannes Gutenberg ve matbaa ile ilişkilendirilen baskı sistemi, kitapların çok daha fazla sayıda üretilmesinin önünü açtı.
Fakat değişim bir gecede gerçekleşmedi.
İlk basılı kitaplar bile uzun süre el yazması kitap geleneğinden etkilenmeye devam etti. Met Museum, erken basılı kitapların başlangıçta yüzyıllardır dolaşımda olan dini ve akademik metinleri tercih ettiğini ve matbaanın ilk döneminde el yazması geleneğinin güçlü biçimde devam ettiğini belirtiyor.
Hatta matbaa ortaya çıktıktan sonra bile insanlar el yazması kitap üretmeye devam etti.
Çünkü el yazması kitapların estetik ve prestij değeri hâlâ yüksekti.
Matbaa Geldikten Sonra Ne Değişti?
En büyük değişimlerden biri kitabın çoğaltılma hızında yaşandı.
Daha fazla nüsha üretilebildikçe kitapların dolaşımı genişledi.
Bu da:
- Bilginin daha hızlı yayılmasına,
- Okuma kültürünün gelişmesine,
- Eğitim materyallerinin çoğalmasına,
- Bilimsel fikirlerin daha geniş çevrelere ulaşmasına,
- Edebi eserlerin daha fazla okuyucuya ulaşmasına
zemin hazırladı.
Böylece kitap, yalnızca seçkinlerin veya belirli kurumların ulaşabildiği bir nesne olmaktan yavaş yavaş daha geniş bir okuyucu kitlesinin ulaşabileceği bir ürüne dönüştü.
Bugün Bir Kitaba Bakarken Ne Görmeliyiz?
Bugün eski bir el yazması kitabı gördüğümüzde yalnızca içindeki metne bakmak kolaydır.
Oysa o kitabın arkasında büyük bir emek vardır.
Birisi sayfayı hazırladı.
Birisi mürekkebi hazırladı.
Birisi satırları çizdi.
Bir kâtip metni tek tek yazdı.
Bir sanatçı sayfayı süsledi.
Bir başka usta kitabı ciltledi.
Ve bütün bunlardan sonra kitap okuyucusuna ulaştı.
Bu nedenle matbaa öncesi dönemin kitapları, yalnızca bilginin taşıyıcısı değil, bilginin nasıl üretildiğini ve korunduğunu gösteren tarihi nesnelerdir.
Bir Kitabın Değeri Sadece İçinde Yazılanlar Değildi
Matbaadan önce kitap, bugünkü anlamıyla hızlı üretilen bir tüketim ürünü değildi.
Bir kitabın ortaya çıkması zaman, emek, malzeme ve uzmanlık gerektiriyordu. Kâtiplerin elinden çıkan metinler, sanatçıların süslemeleri ve zanaatkârların hazırladığı ciltlerle birleşerek nesilden nesile aktarılan eserler hâline geliyordu.
Bugün birkaç saniyede bir kitabın dijital kopyasına ulaşabiliyoruz.
Yüzlerce yıl önce ise aynı kitabı okumak için bir kütüphaneye gitmek, bir nüsha bulmak veya yeni bir kopya hazırlanmasını beklemek gerekebiliyordu.
Belki de bu yüzden eski kitaplara baktığımızda yalnızca geçmişte insanların ne okuduğunu değil, bilgiyi korumak için ne kadar emek verdiğini de hatırlamalıyız.
Çünkü matbaa kitapların çoğaltılma biçimini değiştirdi.
Ama kitapların insanlık için taşıdığı değer çok daha eskilere dayanıyordu.





